HAVA DURUMU

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 16 Kategoride 5734 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

YAKUP SATAR

12 Temmuz 2018 - 242 views kez okunmuş
Ana Sayfa » Genel»YAKUP SATAR
YAKUP SATAR

İSTiKLAL SAVAŞININ SON GAZİSİ YAKUP SATAR

İhtiyar, kadın , kız, bıyığı terlememiş kızanlar, kurtuluş savaşının hücum borusu çaldığında, toplanırız bayrağımız altında, memleketim gök mavi denizleri, ağaç dalları yeşil , tarlaları sarı , kuşların ve çiçeklerin diyarı memleketimiz için canlardan kanlar aksın, nehirler gibi tek isteğim al yıldızlı bayrağım göklerde okyanuslara nazire edercesine dalgalandı, Kurtuluş savaşının her anında…!
Atatürk’ün son neferlerinden, istiklal savaşının bizlere anı olarak bıraktığı son gazi…!
Yakup Satar, zorlukların ve bir milletin istiklalinin gasp edildiği yeşil ada Kırım’ın Akmescit şehri yakınlarında Mamak köyünde 1896 yılında dünyaya gözlerini açtı. Annesinin kadersizliği ismi ile Bahtile hanım ile Hızır beyin çocuklarıydı. Kırım’dan Ana vatan Türkiye’ye zorunlu göçlerin başladığında, öksüz olarak 5 yaşında Eskişehir’e geldi…!
Babası Kırım’da savaşa katılması sonucu aldığı yaraların iyileşmemesi sonucunda babasını da erken kaybetti…! 
Kırım’dan göç etmek zorunda kalan ve Eskişehir’e yerleşen insanların kurduğu Hayriye, Hacı Seyit ve Ömer Ağa gibi mahalleri kuran Kırım Türk Tatarları okul öğretmeniydi…! Bu okulda zorluklarla, akrabalarının yanında ve öğretmenlerinin kol kanat germesi ile askerlik çağına geldi…!
Osmanlı devletinin 1.Dünya savaşına katılması ile 19 yaşında askere alındı. Askerliğe İstanbul’da başlar. Almanların özel eğitim vermek için seçtikleri 200 kişinin içersinde kendini buldu. Almanların özel birliğinde kimyasal bilgilerlerle eğitildi. Bir asrı geride bırakan bu mümtaz insan Musul, Kerkük, Bağdat cephelerinde savaştı.
Bağdat’a gönderildiğinde Irak cephesinde, kalleşlikleri ile anılan Arapların İngilizlere yardımıyla, İstanbul’dan gerekli yardım gelmeyince yenilen birlik teslim olur…!
Osmanlı teslim olmasıyla iki sene zorluklarla geçen esir kampında kaldı. Geceleri savaş alanlarında kaybettiği arkadaşları ile konuşuyor. Her sabah haykırışları içersinde uyandığında, gök kubbeye bu günde hayattayım diye sevinç ve çılgınlık ile binlerce dudak işaretlerinin oluştuğu duaları okuyordu…!
Zamanla dost ve düşman sessizleşti ve esir değişimi ile Yakup Satar esaretten kurtuldu…!
Yolların mayınlı olması sebebiyle 22 günde vapurla İstanbul’a geldiğinde işgalci İngiliz gemilerinin varlığı ile karşılaştı. Anlamıştı, bu güzel vatan ve topraklar işgalci kuvvetlerin eline geçtiğini….! 
Yakup Satar, her cepheden dönen yaralı askerler gibi, başının çaresine bakmak zorunda kaldı. Zorluklar içersinde çoğu yayan olarak üzere Bilecik’e yaralı olarak ulaşır. Sağlığına biraz kavuşması ile memleketi Eskişehir’de özlem giderdikten sonra milli mücadelenin gerçek kahramanları olan kağnı ile mermi taşıyan bacılarının, sargı bezi hazırlayan analarının ve gece gündüz dualar eden ninelerinin arasına katıldı..! 
Kurtuluş savaşında eli silah tutan denildiği için yaşlı ve çocuk yaşta insanların acemilikleri arasında Atatürk’ün yanında tecrübeli askerlerin arasında görevlendirildi. 
Bir milletin yeniden doğuşu olan İstiklal savaşında başta Polatlı olmak üzere çeşitli cephelerde ortaya yüreğini ve canını koyarak savaştı. Unutmadığı anıları içersinde can dostu makineli tüfeğinin künyesiydi. 
“ 322 model, küçük çaplı, mükerrer ateşli, mavzer tüfek”
Elif ananın kağnısının, dağ ve taş mermiler taşıdığı, yeri geldiğinde “Elif” gibi dik durduğu, sabahın ilk ışıklarında yükü olan bir milletin istiklali olan mermiler, kağnının gacur, gucur sesi, yüreğinde Mehmet Akif’in dillendireceği İstiklal marşıydı…! 
Bu büyük millet iffeti, namusu ve kanının son zerresine kadar canıyla yürüdü düşmanın üstüne başlarında Mustafa Kemal ile…!
Yakup Satar’ın vatanının üstündeki dumanlar açılıyordu. Düşman şaşırmış kaçıyordu…! 
Milli mücadelenin sonunda, Atatürk ve kahraman Türk milleti ile yeniden inşa ettiği ve bir milletin uyanışı olan Cumhuriyetin kurulması ile yıllarca süren vatan mücadelesi sonrasında askerliğin bitiş tezkeresini İzmir – Aliağa’da aldı…! 
Kırım’ın bu yüreği vatan aşkı ile dolu genç Eskişehir’e döndüğünde yine yalnızdı…! Çeşitli işlerde çalışmaya başladı. Sırası ile fırıncılık, yol işinde, At arabasıyla taş taşıma, manavlık, kasaplık . bakkallık ve gazete satış işi, daha sonraları eniştesiyle uzun bir zaman çiftçilik yaptı. 
Soyadı kanunu çıktığında, devamlı satış işi ile uğraştığı için “ Satar “ soyadını aldı…! 
Kırım’ın Akmescid’in Mamak köyünden 5 yaşında gelen Yakup gibi ve Kırım’dan Rus mezalimi ile göçmek zorunda bırakılan Kırım Türkleri, başta Çanakkale olmak üzere kurtuluş savaşının her yerinde, her dakika ana vatanları ve ülküleri Türkiye için canlarını verdiler. Şehit oldular. Gazi oldular…! 
Hurriye hanımla olan evliliğinden beşi kız, bir erkek altı çocuğu dünyaya geldi. 50 yakın torun sahibiydi…!
Bazen gözlerinin yuvalarında gözyaşlarını gören kızlarına; “Onlar benim Kırım aşkım. Kırım Hasretim. Ruhumla ettiğim Kırım bağımsızlık mücadelem” dediği kesindir…! 
110 yaşına az bir zaman kala, rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. İyileşmesi sonrasında evine gönderilen Yakup Satar, 2 Nisan 2008’de Anavatanı Türkiye’nin istiklal’inin mutluluğu, doğup büyüdüğü yavru vatanının halen Rusların işgali altında olmasının hüznü ile dünyaya gözlerini kapadı…!
3 Nisan 2008’de öğle vakti cenazesi devlet töreni ile kaldırıldı. O gün hafif çiseleyen yağmur tüm Eskişehir’liler olmak üzere sevdiklerinin gözyaşlarıydı…!
(Kaynak ; İstanbul derneğinin çıkarmış olduğu “ Bahçesaray” dergisinin Mart/ Haziran 2008 tarihli sayısı )

Sarı Miskten, Cennet’ül- Karar, mekanı olsun…..!

Münir Balıca

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

İlgili Terimler : ,
Bilmate