HAVA DURUMU

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 16 Kategoride 5743 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

KATİL STALİN 5 MART GÜNÜ KENDİ PİSLİĞİ İÇİNDE CAN VERDİ

06 Mart 2016 - 6.578 views kez okunmuş
Ana Sayfa » Genel»KATİL STALİN 5 MART GÜNÜ KENDİ PİSLİĞİ İÇİNDE CAN VERDİ
KATİL STALİN 5 MART GÜNÜ KENDİ PİSLİĞİ İÇİNDE CAN VERDİ

1953 yılında Stalin in sağlığı genel olarak bozuktu. bir gece uyumak için odasına girdi ve ertesi sabah hiç sesi çıkmadı. Kapısındaki korumalar şüphelendiler ama içeri girmeleri yasak olduğu için hiçbir şey yapmadılar.
O akşam saat 10 olduğunda, bir koruması içeri girdi ve Stalin’i yere düşmüş, tüm belden aşağısı ve sağ tarafı felç olmuş şekilde buldu.
Stalin ihtiyaçlarını kontrol edemiyordu ve kendi pisliği içinde yatıyordu. Konuşma yetisini de kaybetmişti, şiddetli acı içindeydi. Korumalar doktor çağırmadılar, savunma bakanını aradılar
. Savunma bakanı ve çevresi de herhangi bir doktoru Stalin’in yanına yaklaştırmadı. Günlerce acı içinde yatan Stalin’in ölümünü kızı şu şekilde tarif ediyordu: “ölüm ızdırabı korkunç seviyedeydi. Resmen boğulurken hepimiz onu izledik”.

stalin - soykırım

stalin dönemi toplama kampları

Stalin’in korku imparatorluğu sadece Komünist Parti’nin önde gelen isimlerini hedef almadı. Sovyet Cumhuriyetleri’ndeki pek çok partili de “milliyetçilik” ve “karşı devrimcilik”le suçlanarak kurşuna dizildi. Bazı gerçeklerse ancak Sovyetler Birliği dağılınca ortaya çıkarılabildi. Tıpkı Kırgızistan’daki Ata Beyit şehitleri gibi. 
Stalin döneminde hemen hemen her Sovyet Cumhuriyeti’nde olduğu gibi Kırgızistan’da da aydınları hedef alan sistematik bir “yok etme” kampanyası uygulandı. O yıllarda dünyadan gizlenen gerçekler, ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkarılabildi. Tanıkların ifadelerinden yola çıkan dönemin Kırgız hükümeti, 1993 yılında başkent Bişkek yakınlarındaki Aladağlar’da bulunan tuğla ocağında bir kazı çalışması başlattı…
Çalışma sonucu kurşuna dizilerek öldürülen 138 kişinin kemiklerine ve yüzlerce boş kovana ulaşıldı. Yapılan DNA testlerinin ardından; kemiklerin dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un babası da dâhil olmak üzere, dönemin önemli siyasilerine ve bilim adamlarına ait olduğu anlaşıldı.
stalin dönemi toplama kampları
KGB arşivlerinde yapılan araştırmalar, öldürülenlerin rejime muhalefet, ajanlık ve turancılık gibi suçlamalarla kurşuna dizildiğini gösteriyor. Ancak dosyalarda somut deliller yer almıyor. Kurbanların çoğunun Komünist Parti ya da Kırgızistan Yüksek Sovyeti’nde görev yapmış isimler olduğuna dikkati çeken uzmanlara göre milliyetçilikle itham edilen bu isimlerin asıl suçları Stalin rejimine yönelik eleştirileri.
Aladağlar’da katledilenlerin anısına bir anıtın da dikildiği toplu mezar; bugün “Ata-Beyit”, yani “baba-mezarı” olarak biliniyor. Ölenlerse “ata-beyit” şehitleri olarak anılıyor. Cengiz Aytmatov’un cenazesi de, vasiyeti üzerine babasının da yattığı Ata-Beyit anıtının yakınlarına defnedilmişti. Ata-Beyit’te 7-8 Nisan 2010’da Kırgızistan’da yaşanan halk ayaklanması sırasında hayatını kaybedenlerin anısına dikilen bir anıt da bulunuyor.
stalin soykırımı katliamı
AYDINLAR HEDEF ALINDI
Kırgızistan gibi Azerbaycan’da da benzer acılar yaşandı, aydınlar hedef alındı. 1930’lu yıllardan Stalin’ın ölümüne kadar olan sürede on binlerce insan ya tutuklandı ya da öldürüldü. Stalin döneminde muhaliflere yönelik “temizlik” kampanyasından nasibini alan Sovyet Cumhuriyetlerinden biri de Azerbaycan’dı.
Azerbaycan’ın Sovyetleşmesinde önemli rol oynamış aydınlar ve siyasiler bile sonradan gerçek olmadığı ortaya çıkan suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Suçlamaların temelini, “milliyetçilik” ve “Anti-Sovyet propaganda” oluşturuyordu. Hedefte özellikle Türk dünyasına ilgi duyan ve Türkiye konusunda Stalin’den farklı düşünen isimler vardı.
Öyle ki, 1926’da Bakü’de toplanan Türkoloji Kongresi’ne katılan isimlerin çoğu sonraki yıllarda “karşı devrimcilikle” suçlanmıştı. Sovyet işgalinden önce kurulan bağımsız Azerbaycan’ın ilk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade, Stalin döneminde ülkede yaşanan siyasi temizliği şu sözlerle tanımlıyor:
“1937 yılında bütün Sovyetlerde olduğu gibi Azerbaycan’da da şiddetli bir temizlik başlatıldı. Azerbaycan’ın Sovyetleştirilmesinde önemli rolleri olan yerel komünistlerin bile boğazlandığı bu kanlı yıllarda birçok kişiye tahammül edilememiştir. Azerbaycan’da Türk terminolojisi tamamen men edildi.”
KGB arşivlerine göre sadece 1937 yılında Azerbaycan’da 12 bin kişi tutuklandı. Resmi olmayan rakamlara göre ise 1930’lu yıllardan Stalin’in ölümüne kadar Azerbaycan’da 70 bin kişi hayatını kaybetti.
insan kasabı katil stalin
insan kasabı katil stalin

MUHALİFLERİNİ İDAM ETTİ
Stalin’in iktidar yıllarında parti içindeki muhaliflere yönelik de katı bir tutum sergiledi. Komünist parti içindeki pek çok muhalif idam edilerek ya da sürgüne gönderilerek devre dışı bırakıldı. Devre dışı kalanlar arasında en önemli isim belki de Kızıl Ordu’nun kurucusu olan Troçki’ydi.
Lev Davidoviç Troçki, 1917’de Bolşevik devrimin önderlerindendi. Sovyetler Birliğinin kurulmasında, devrim sonrası iç isyanların bastırılmasında birinci derecede rol oynamış, Kızıl Ordu’yu kurmuştu. Troçki, Lenin’in ardından Sovyetlerin ikinci adamıydı. Ama Lenin 1924 yılında ölünce karşısında parti içinde tüm yetkileri elinde toplamaya başlayan Stalin’i buldu.
Stalin’e karşı verdiği mücadelede başarılı olamadı. Önce savaştan sorumlu halk komiserliği görevinden alındı. Daha sonra siyasi büro ve ardından Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu Merkez Komitesi’nde çıkarıldı. 1927’de ise parti üyeliğinden de atıldı ve Kazakistan’a Almatı yakınlarındaki Semyanov bölgesine sürgüne gönderildi. 18 Ocak 1929’da ise karşı devrimcilik ve yasa dışı Sovyet Partisi kurmak suçlamasıyla yargılanan Troçki’nin Sovyetler Birliği’nden sınır dışı edilmesine karar verildi.
Troçki’nin yeni adresi Türkiye’ydi. İstanbul’a gelir gelmez eşi ve korumasıyla birlikte Büyükada’ya yerleşti. Sürekli Devrim, Stalin Grubunun Hatası, Rus Devrimi Tarihi, Çin Devriminin Sorunları, Hayatım gibi kitapları kaleme aldı. 20 şubat 1932’de Stalin tarafından Sovyet vatandaşlığından atıldığı haberini de İstanbul’da aldı.
Hayatı her geçen gün daha zorlaşıyordu. Ocak 1933’te kızı Zına, Naziler’in baskısı altında Berlin’de intihar etmeye zorlanmış, bu olay onun ruh dünyasını sarsmıştı. Daha sonra oğlu Lev Sedov da öldürüldü. O tarihlerde Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında iyi ilişkiler kurulması Troçki’nin türkiye’de kalmasını zorlaştırmıştı. Troçki, bu gelişmeler üzerine 17 Temmuz 1933’te İstanbul’dan ayrılarak Fransa’ya gitti ama orada da ancak 2 yıl kalabildi ve sınırdışı edildi. Ardından gittiği Norveç’ten de 2 yıl sonra ayrılmak zorunda kaldı.
9 Ocak 1937’de Meksika’ya yerleşen Troçki, dördüncü enternasyonali oluşturma çalışmasına girdi. 1940 yılında röportaj yapmak bahanesiyle gazeteci kılığında, evine gelen Ramón Mercader adında bir İspanyolun saldırısına uğradı. Başına kazmayla vurulan Troçki ertesi gün öldü.
GULAG KAMPLARI ÖLÜMLERE SAHNE OLDU
Stalin dönemin en acı sahneleri belki de çalışma kamplarında yaşandı. Gulag adı verilen kamplara gönderilen 20 milyon tutukludan 12 milyonu hayatını kaybetti. Pek çok araştırmacı Gulag’lar için “Yeryüzündeki Cehennem” tabirini kullanıyor. Stalin dönemiyle birlikte Sovyetler Birliği’nde yürürlüğe giren uygulamalardan biri de Gulag’lardı. Yani Türkçesi’yle çalışma kampları yönetimi baş idaresi…
25 Nisan 1930 tarihinde kurulan bu yargı ve infaz sistemiyle muhalif kişilerin toplumdan soyutlanması hedefleniyordu. Tutukluların büyük bölümü Sovyet karşıtı propaganda ile suçlanıyor ve “halk düşmanı” olarak isimlendiriliyordu. Pek çoğu Sibirya’da yer alan bu kamplara gönderilenlerin yüzde 80’i daha ilk aylarda yaşamını yitiriyordu. Bunun başlıca nedeni ise yetersiz beslenme ve ağır çalışma koşullarıydı.
Kamplarda kerestecilik ve madencilik en yaygın faaliyetlerdi. Gulag madeninde çalışmaya zorlanan bir kişinin günlük üretim kotası zaman zaman 13 tona kadar çıkabiliyordu. Buna karşın mahkûmlara verilense; sadece 300 gram kara çavdar ekmeği, 27 gram et, 170 gram patatesti. Üstelik dondurucu soğuğa rağmen gerekli kıyafet verilmiyor, tıbbi yardım almalarına müsaade edilmiyordu.
Bir çalışma kampında veya hapishanede tutulanlar için, mahkûmiyet sonrası iş seçenekleri de fazla değildi. Daha önce mahkûm olmak, yeniden yargılanma olasılığını içinde barındırıyordu. Gizli polis teşkilatı açısından siyasi tutuklular, tahliye olduktan sonra izlenmesi gereken “baş belaları”ydı.
Kamplardan tahliye edilenlerin çoğuna büyük şehirlere yerleşmek de yasaklanmıştı. Hayatlarını çalışma kampında geçirenler, eski mesleki becerilerini ve çevrelerini kaybetmiş olarak tahliye oluyordu. 1930-1953 yılları arasında yirmi milyon insanın kapatıldığı ve bunların on iki milyonunun yaşamını yitirdiği Gulag’lar, yeryüzünde insan eliyle yaratılan “cehennem” olarak da adlandırılıyor.
Muhalif yazar Aleksander Soljenitsin’in başından geçenleri anlattığı “Gulag Takımadaları” adlı roman kamplardaki pek çok insanlık dışı muameleyi gözler önüne sermiş ve dünya çapında geniş yankı uyandırmıştı. Kamplarda yaşananlar filmlere de konu oldu. Çalışma kamplarını anlatan son film 2010 yılında çekilen “Özgürlük Yolu”ydu. Peter Weir’in yönettiği film dondurucu soğuğa rağmen kamplardan kaçarak kurtulmaya çalışan bir grup mahkûmun öyküsünü anlatıyor.
stalin katliamı soykırımı

 

 

,

 

 

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

Bilmate