HAVA DURUMU

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 16 Kategoride 5262 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

İSTİKLAL MARŞIMIZ VE RUHU “MEHMET AKİF ERSOY”

15 Ocak 2018 - 297 views kez okunmuş
Ana Sayfa » Genel»İSTİKLAL MARŞIMIZ VE RUHU “MEHMET AKİF ERSOY”
İSTİKLAL MARŞIMIZ VE RUHU “MEHMET AKİF ERSOY”

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal!

münir balıca

münir balıca

 

Milletimizin milli tarihini , düşünce ve değerlerini, araştırmaya başladığımızda, kendi varlığından önce, sevinç ve kaygılarını, vatanı için gönlünde alabildiğinde duyguları yaşayan vatanımızın evlatlarının en önemlilerinden biri, milli büyük şair ve çok önemli düşünce adamı, ve yüksek ahlakı ile gelecek nesillere örnek olacak bir hayatın şahsiyet, Mehmet Akif Ersoy… 
Hayat akışı zorluklarla başlayan, Mehmet Akif’in, 15 yaşında çok sevdiği babasını kaybetmesi bunun başlangıcıydı. 
Kader peşini bırakmıyordu. İki defa evlerinin yanması, az gelirli yoksul kalmasıyla, ile genelde gençliği mahrumiyet içersinde geçti.
Ülkenin karışık siyasi yıllarında, hür düşünceli ve doğrucu fikir adamı olması, hiçbir hizip ve siyasi partiye yakınlık göstermemesi, onun her iktidar için “ Sakıncalı” bir duruma soktu. Memuriyet hayatı çok zorluklar içersinde ve çoğu zaman işini bıraktırmaları ile geçti…
Mehmet Akif, kalp ve ruhu ile geçinebilecek rızkını devamlı kendini yaradan Rabbinden istemiştir. Çünkü kendisi için hazineyi rahmet budur. Kalbi ve ruhu ve kişiliği bunu emrediyordu. Bir insanın zekası ve bilgisiyle değil, ancak iradesi ile insanlığı faydalı olacağı kesin kaidesidir.. 
Mehmet Akif, her şeyden önce nerede olduğunu, nereye yöneldiğini ve ne yapması gereken ,zulüm ve benzerleri kendisine uygulandığında bile, bedeni zincirlere vurulsa, insanın sonsuzluklar karşısında çaresizliğini, en iyi bilenlerden olmuştur.
Mehmet Akif, için dünyaya sığmayan insanların, tahta bir tabutta, üstüne avuçlarla, küreklerle üstüne topraklar atılmasıyla, vedası ile yaşayan, manevi bir İslam ve dürüstlük timsali olarak halk arasında çok sevilen Mehmet Akif’in Ankara’ya gelerek “ Kuva’yı Milliye’ye katılması Türk milleti üzerinde çok büyük manevi ve maddi bir tesir uyandırdı.
Mehmet Akif’in o ağır şartlarda, sağlam imanı, itidali ve akl-ı selimi ile Milli mücadeleye katılanların çoğalması, milli mücadeleye, bir ruh ve can kattı. 
Kasırgalı bir denizde, günlerce çalkalanan koca bir imparatorluk, dünyada günlerini tamamlamıştı. Türk milleti daha hür, daha emniyetli bir liman olan Atatürk ve arkadaşlarının ve Türk milleti canı pahasına mücadeleleri sonucunda daha emniyetli bir liman olan “ Cumhuriyet’e yöneliyordu. 
Yeni bir Türkiye Cumhuriyeti doğuyordu. Bu Cumhuriyet istiklal’inin bir marşı olması gerekiyordu. Günün Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda, tüm ilgili yerlere genelgeler gönderdi. Gazetelere ilanlar verildi. Birinci seçilenin sözleri ile bestesine 500 olmak üzere günün şartlarına göre iyi bir para mükafat olarak verilecekti. 
Yarışmaya 700’den fazla şair katıldı. İşin içersinde para olduğundan, Mehmet Akif yarışmaya ile ilgilenmedi bile.
Halbuki, o sıralar paltosu bile yoktu. ( Kendi Milletvekiliydi ) Çok soğuklarda ve gerektiğinde arkadaşı (Baytar. Prof. Şefik Kolay’lının) paltosunu ödünç alıyordu.
Tüm yarışmaya katılanların şiirlerin bir tanesi bile. Milletin Marşı olmaya layık görülmedi. Sonunda Mehmet Akif Ersoy’a şahsına para verilmeyeceği konusunda ikna ettiler. Mükafatı bir hayır kurumuna verilecekti.
Mehmet Akif’in felsefesi ve düşüncesinde;

mehmet akif ersoy

mehmet akif ersoy

“BİR MİLLET’İN İSTİKLAL’İ PARA İLE YAZILAMAZDI ”
Mehmet Akif, bu şekildeki iman,yürek, vatan aşkı,acı ve vicdan ile İstiklal Marşımızı kaleme aldığında, gönül dağlarının zirvelerinde bulunan, gönül Sultanları, Mevlana ile Yunus Emre ve diğerlerinin ruhlarının yardım etmeleri çok olağandır. Bu mükemmel insanların sözleri, yazdıkları nur çağlayanlarıdır.. Nur yağmurlarıdır… 
Mehmet Akif, Rahmet ve bilgi kapısının kendine açılacağını biliyordu. Çünkü hayatını böyle yaşamıştı. 
Gönlünün gördüğü yürek ile, düşlerinde gördüğü meleklerin yardımı ile, değil yazmak, bir insanoğlunun hayal edemeyeceği bir milletin bağımsızlığını yazarak, vuslata erdi.
Bu Marş, yüce Türk milletini heyecan ve doyumsuz duygulara gark bir çağlayandı. Aziz milletimizin Müslümanlığı ile, öz has benliğinin kavuşmasıydı. Bütün değerleri, yücelikleri ve güzellikleri tespit eden, kahramanlığın bir destanıydı. 
Bu Marş Doğu-Güney ve Batı cephesiydi
Bu Marş Çanakkale’ydi.
Bu Marş Sarıkamış’tı.
Bu marş Sakarya ,idi,
Bu Marş 1-11 İnönü’ydü
Bu Marş Büyük Taarruzdu,
Bu Marş, bir milletin küllerinden tekrar doğuşuydu…!
Mehmet Akif’in yazmış olduğu 10 kıt’alık İstiklal marşı şiirinin, Büyük Millet Meclisinde iki defa okutulması sonucu, ayakta alkışlarla 12 Mart 1921’deki tarihi celsede kabul edildi.
İstiklal kazanıldıktan sonra, İstanbul’a döndü. Mehmet Akif, yakın dostu Abbas ve Said Halim Paşaların daveti üzerine 1923-1924 kış aylarını Kahire’de geçirdi. Daha sonraları Türkiye’deki siyasi gelişmeler üzerine 1925- 1936 arasında, on buçuk sene Kahire de kaldı, veya kalmak zorunda bırakıldı.
Mehmet Akif, Mısır’daki son üç yılında Kahire Üniversitesinde Türkçe öğretmenliği yaptı. Mısır’da uzun müddet kalması sonucunda, ve burada kalan yabancılara musallat olan” Siroz” hastalığına tutuldu. Ağırlaştığında 17 Haziran 1936 İstanbul’a dönmek mecburiyetinde kaldı.
Abbas ve Said Halim paşaların yardımları ile tedavi olmuşsa, bu tedaviler bir sonuç vermedi. Gözleri kapadığında ; 
Bastığın yerleri “ Toprak “ diyerek geçme tanı,
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı, dediği şehitler, “Tevhid” ilahileri ile Mehmet Akif’i bekliyorlardı.
Hastalığında gerekli ilgiyi görmeyen, büyük üstadın cenazesi birkaç kişi ile, üstü açık tabutla Beyazıt Camiine getirilinde, vefatını duyan, halk, üniversiteli gençler ve tıbbiyeliler talebe askerler akın, akın cenaze yetişmek için koşuşuyorlardı. Genç talebeler tabutu Kabe örtüsü ve Türk Bayrağına sararak ,etrafında ağlayarak nöbet tuttular. 
Namazdan sonra, hiçbir araca konulmadan mezarlığa kadar na’şı eller üzerinde, İstiklal marşı ile, kabristanlığa getirildi. Kefenin üzerine Türk bayrağı sarılarak defnedildi. Tekrar İstiklal Marşı ile toprağa verildi…
Kabri, bu gün Edirne kapıdaki “Şehitlikteki ” Mehmet Akif Ersoy meydanındadır.

 

mehmet akif ersoy - safahat

mehmet akif ersoy – safahat

 

Beni rahmetle andığınız bir gün,
Şu kubbede gelmiştir, ölüm.
Dualarınızdadır gönlüm.

Ebediyyen duyayım, kabrime Nurlar indiğini,
Bilirim, sizlerin Mehmet Akif’i sevdiğini ,
Unutmayın, Şehitlerin sizleri beklediğini 

“Nurlar içersinde yat. Mekanın cennet olsun “

Münir Balıca

SAKARYA KIRIM TÜRKLERİNİN SESİ PLARTORMU

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

Bilmate