HAVA DURUMU

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 16 Kategoride 5736 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Ayten hanım nağı beyin anıları – HATIRALAR

22 Nisan 2018 - 544 views kez okunmuş
Ana Sayfa » Genel»Ayten hanım nağı beyin anıları – HATIRALAR
Ayten hanım nağı beyin anıları – HATIRALAR
  1. yüzyılın başlarında ermeni – Bolşevik birliklerinin Azerbaycan halkına karşı agresif saldırgan siyasetleri genişlemekle kalmayıp, daha kapsamlı terör eylemleri baş alıp gittikçe Azerbaycan milli savunma güçleri bu felaketlerden kurtulmanın yollarını aramaya başladılar.  Artık,  kendi mevcut  imkanlarının yeterli olmayacağı belli olup, böyle yetersiz savunma ile Bolşevik – taşnak tecavüzcülüğüne karşı konulamayacağı aşikar idi. Bu yüzden de ister Azerbaycan’ın milli mücadele  eylemcileri olsun,   ister geniş halk topluluğu olsun her kes çıkar yolu Türkiye Cumhuriyetinde görerek umutları Türkiyeli soydaşlarına bağlamışlardı.  Büyük ekseriyet hiç şüphesiz, başlanğıcını asrın başlangıcından alan manevi bağlılığın ve Birliğin mantıklı sonucu olarak Azerbaycan halkının düşman karşısında yalnız kalmayacağına ve Osmanlı Türkiye’sinin onun yardımına yetişeceğine inanıyordu.
  2. yılın başında Müslüman Milli Konseyi Azerbaycan’ın o zamankı Cumhuriyet için başkenti seçilmiş Gence şehrinde  düzenlediği törende Osmanlı Türkiye’sinden askeri yardım isteği konusunu geniş kapsamda masaya yatırdı.  Bu gibi toplantılarda Nesib Bey Yusufbeyli , Azerbaycan Cumhuriyetinin  esaslı ve kapsamlı yardıma ihtiyacı olduğunu duyurarak , bu yardımı sadece Osmanlı İmparatorluğunun yapa bileceğini önemle vurgulamıştır. Şimdi karar almakla Osmanlı İmparatorluğuna yetkili temsilci  grubumuzu oluşturarak gönderelim ve Türkiye’den yardım rica edelim.  Toplantıya katılanlar N. Yusufbeylinin bu fikrini  bütünlükte destekleyerek bu fikri gerçekleştirmek üzere Milli Konseye gerekli yetkiyi verdiler. Bu karar uyarınca Osmanlı Devleti Hükümetinin huzuruna çıkması için Milli Konseyin temsilcisinin  gönderilmesi ve onun aracılığı ile Azerbaycan halkının istirhamının Türkiye Hükümetine ulaştırılması ön görüldü.  N.Yusufbeyli Milli Konsey adına bu iş için Milli-Bağımsızlık Harekatının önderlerinden biri olan  Nağı Şeyhzamanlıyı  tahsisle görevlendirdi.  
  3. Yüzyılda yeni kurulacak olan Azerbaycan Cumhuriyeti Türk’lerinin zor günlerinde dili bir, dini bir kan kardeşleri yardıma koştular. Türk soydaşlarımızın askeri ve manevi yardımı ile Şarkta ilk Demokratik Cumhuriyet Azerbaycan’da kurulmuştur. Kurulan Devletin Başkenti Gence şehri idi. Toplam 23 ay ömrü olan bu Cumhuriyetin  fedakar ve vefalı insanları Türk Paşalarımızı uzun yıllar hatıralarından silmemiş, yüreklerinde en derin anılarla yaşatmışlar. Gende şehrinde halktan her kesin Enver Paşa ve Nuru Paşa ile bağlı anıları var. Fakat, biz bu makalede Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetinin  Özel Harekat Teşkilatı olan  “ Karşı Devrimle Mücadele Teşkilatının” Başkanı Nağı Bey Şeyhzamanlı hakkında hatıralardan bahsetmek istiyorum.  Nağı bey kendi anlattığı anılarında anlatıyordu ki:

Ben Azerbaycan Türklerinin özgürlüğü uğrunda Türk paşalarımızla görüşmeye ve danışmaya gittim.  Yetki ve güven belgemi çıkarıp Talat paşaya verdim. Aldı okudu ve mühürdeki Ay-Yıldızın güzelliğinden memnun kalarak  Yetki belgemi Enver paşaya ve Halil Beye gösterip, “Mühürdeki ay- Yıldızın güzelliğine bakınız” –dedi.

Ben söz alarak dedim:  “Aziz Paşalarım, Azerbaycan halkı 100 yıldır rus egemenliğinin altında zulüm görerek eziliyordu.  Kafkasya Ruslar tarafından işgal edilirken sekiz Hanlık  halkı olan Azerbaycan Türkleri , yani dili, dini, örf-adetleri bir olan milletimiz Türk milletidir. Milletim rus egemenliğine karşı  gece gündüz demeden her türlü fedakarlığa katlanarak çaba sarf ediyorlar. Bu emeğin ve azimli çalışmanın Rus çarlığının devrilmesinde önemli rolü olmuştur. Kafkasyada  birliğinin komutanını kaybeden Rus ordusu perişan halde idi. Milletimizin silahlı savunma güçlerinin saldırılarına , baskılarına devam getiremeyerek kısa süre içerisinde silahlarını bırakarak geri çekildiler.

Azerbaycan’ın her tarafında halkı idare ede bilecek Milli Konseyler oluşturuldu. Azerbaycan halkı sizden yardım bekliyor. Sizler, kardeşlik elinizi bize uzatarak yardım ediniz, bağımsızlığımızı kazanalım. Bunun için bizim  büyük askeri birliğe ihtiyacımız yok, bize askeri uzman komutan ve komiser çavuş kadroları gönderiniz.  Biz kısa süre zarfında büyük askeri birlik oluşturma kapasitesine sahibiz.  Türk olduğumuz için istenilen güç kanımızda mevcuttur. Halkımızın milli gücüne güvenerek kısa zamanda Rusları topraklarımızdan sürüp def ede bildik.

Ben sözümü bitirince Talat Paşa Halil paşaya bakarak dedi:

         Halil bey ne pahasına olursa olsun her türlü fedakarlığa katlanarak Kafkasya’da bir İslam Devleti

Kurmamız şarttır.

Ertesi sabah beni Enver paşanın yanına götürdüler.  Enver paşa beni güler yüzle karşıladı

O, çok sevinçli ve neşe ile gülümseyerek: askeri eğitim almamış halk birliklerindeki manevi cesaret ve güç müthiş bir varlık, yenilmez kuvvet imiş. 

Ben de derhal: “ Evet, Paşam. O harikulade gücü oluşturan Türk Milletidir. Paşam  benim anlattığım açıklama Azerbaycan Türkleri hakkındadır. Rusyada 35 milyon Türk-Müslüman yaşamaktadır.  Bunlar Türkistan, İdil, Ural, Kırım, Kuzey Kafkasya ve diğer yerlerde yaşarlar. Bu sıraladığım Türk halkları her tarafta kendi topraklarından Rusları kovmuşlar.  Artık bu yerlerde rus askeri birlikleri diye bir şey kalmadı. Fakat, ne yazık ki, asıl rus milleti 80 milyondur.  Günün birinde bu millet kendini toparlayarak etrafını, sınır ülkeleri tehdit edecektir. Bizim telaşımız bu gün için değil, yarınlarımız içindir – diye anlattım.

Ertesi sabah,  Harbiye Bakanlığına gelirken beni Enver paşanın yanına götürdüler. Enver paşa yine de her zamanki güler yüzlü ve neşeli hali ile beni karşıladı ve “Evet, Nağı Bey, istediğiniz oldu”- dedi.

 Ben de : paşam çok sevindim ve yarın bütün Kafkasya Türkleri de sevinecektir.” – dedim.

Enver paşa bana, İsa Aşurbeyov isimli birini tanıyıp tanımadığımı sordu.

Ben de : “Çok iyi tanırım Paşam, Zengin aileden çıkmış, vatan sevdalısı bir şahıstır kendisi” dedim.

Enver Paşa ayrıca Aşurbeyovun Türkiyeli Rüşeni  bey  isimli bir arkadaşı olduğu ve bunarlın mücadele etmek  için para istediklerini söyledi. Rüşeni beyi tanımıyordum. Yalnız, işin içine para mevzuu karışınca iş değişti. Enver paşaya dedim: “Paşam şimdi durum değişti, İsa Bey Bakülüdür. Bütün Kafkasya teşkilatlarının masrafları Bakü’den temin edilmektedir.  Azerbaycan’da hele ki, Merkezinde para  söz konusu olamaz. İsa bey bunu benden iyi bilir. Göndermeyin, bütün sorumluluğu üstleniyorum. Bu işte başka bir iş var”.

Enver Paşa benim söylediklerimi dikkate alarak para göndermedi.  Bu sırada içeriye bir Paşa dahil oldu. Enver Paşa:” İşte istediğin Nuru paşa”- diyerek bizi tanıştırdı. Nuru paşa ile beraber İslam ordusu karargahına geldik. Günler geçmekte, Nuru Paşanın Genel Kurmay başkanı Albay Nazım Beyle (İstiklal Savaşı zamanı Sakaryada şehit oldu) gergin vaziyette çalışarak  kadroları toparlamaya çaba sarf ediyorduk. Ben durumdan memnundum. Nuru Paşa hem kendi çalışıyor, hem de bizi çalıştırıyordu. Bu arada görüşmelerimizin birinde Enver Paşayı çok memnun gördüm ve bundan cesaretlenerek :“Paşam sizden Hüsamettin beyin rütbesinin bir üst kademe artırılmasını rica etmiştim”- dedim.

    Enver paşa:

   -Nağı bey,  rehin alınan bir subayın hangi vaziyette esir düştüğü araştırılmalıdır. Bakalım önce ne kadar suçludur.”- dedi

Ben hemen:

  • “Paşam , bizim yaptığımız iş, gösterdiğimiz çaba dikkate alınmaz mı? Ruslarla mücadelemizde Hüsamettin beyin büyük emeği vardır- dedim.

İki gün sonra Enver paşa beni huzuruna  çağırdı. Derhal gittim. Güler yüzle:

  • Nağı bey, Hüsamettin beyin raporunu aldım ve çok memnun kaldım. Ondan istifade edeceyiz. Kendisinin de rütbesini bir kademe yükselttim – dedi.

Sevinerek teşekkür ettim. Hüsamettin beyin raporunda general Ali Şıhlinskiden bahsediliyordu.  Enver paşaya:

“ Paşam,  dünya savaşında biz Azerbaycan Türklerinden 4 general rus ordusunda ordu komutanı olmuştur”-dedim

Bir cuma akşamı, Enver paşa bana “Nağı Bey yarın Sultan seni kabul edecektir. Saraydan otomobille gelip sizi alacaklar”- dedi.

Cuma günü söylenen vakitte araç gelip beni Yıldız sarayına götürdü. Sultan Reşat namazda idi. Biz bir başka odada sohbet ederek bekliyorduk. Sultanın namazdan çıktığını haber verdiler. Dışarıya çıktık. Bahriye Orkestrası marş çalarak törene eşlik ediyor, biz de vekillerle sıraya dizilerek bekliyorduk. Sultan, yanında Enver Paşa ile Selam vaziyetinde bize doğru ilerliyorlardı. Vekillerin hepsi  fes giymiş , tek benim başımda gümüşü renkli milli başlıkla dikkat çekiyordum. Tam da yanımıza yaklaştıkları sırada Sultan Enver Paşaya beni göstererek “Kim bu?” diye sordu.

Enver paşa: “Kafkasya vekili Nağı beydir”- diye cevap verir.

Sultan benim Türkçe anlayıp anlamadığımı sorduktan sonra yanımızdaki merdivenlerden yukarıya

Çıkarak odasına gitti. Biz de onun arkasından merdivenleri çıkarak karşıdakı odaya dahil olduk.

Az sonra Enver Paşa gelip, “Nağı bey sizi huzurlarına çağırdı- diye haber verdi. Sultanın odasına birlikte dahil olduk. Ben adabına uygun olarak Selam verdim.  Sultan beni dikkatle gözden geçirdi ve “Demek Türkçe biliyorsun”- dedi.

Ben de:

  • Evet Sultanım, ben bir Türk’üm- dedim.

Sultan bana “ seni çerkes sandım” –dedi.

Ben hemen: “Kafkasyada 5 milyon Türk var. Onların içerisinde Çerkesler  yaklaşık 200 bin kadardır.”-dedim.

Sultan Reşat bu sözlerimden memnun olmadı ve – “ Demek zalim Rus Çarı onları mahv ederek tüketmiş”- dedi.

Ben:

  • Sultan hazretleri, rusyada 35 milyon Türk- Müslüman var, yüzyıllarca zalim rus çarlarının zulmü altında ezilmekte idiler. Allahın yardımı ile Çarı devirerek zincirleri kopardık. Beni vekilen sizin huzurunuza gönderip,  git  Müslümanların Sayın Halifesine Selamlarımızı ilet, dediler. Hepimiz sizin için dua ediyoruz. Bu  sözlerimden çok memnun kalan Sultan Enver Paşaya  dönerek : “Nağı Beye üçüncü kademe Mecidiye veriniz”- dedi.

  Biz dışarı çıktıktan sonra Enver Paşa elimi sıktı ve : “Emirlere verilen üçüncü Mecidiye Madalyası ile  şereflendirildiniz, sizi tebrik ederim“- dedi.

         Birkaç gün sonra Nuru Paşanın askeri uzmanlardan oluşan kadroların seçilme işi tamamlandığı ve yolculuk için hazır oldukları haberini aldım. Nuru Paşanın askeri Birliğini Haydarpaşa garından yolcu ediyoruz. Enver Paşa ve yaverleri , diğer Paşalar ve Hükümet yetkili üyelerinden birkaç kişi bekleme salonunda idiler. Tren artık yolculuk için hareket etmeğe hazır ve yolcu edenler hepsi perona çıkmışlar. Enver paşa ve kardeşi odada yalnız kaldılar. Ben de perona çıkanlar arasında idim. Aniden beni çağırdılar. Geri dönerek baktım. Arkamda bulunan birileri “Sizi Bakan hazretleri görmek istiyorlar efendim”- dediler.

Gittim. İki kardeş karşılıklı duruyorken onlara yaklaştım. Enver Paşa bir elini Nuru Paşanın, diğer elini de benim omzuma koydu ve : “Siz ikiniz de benim kardeşlerimsiniz, size son sözüm bu…” dedikten sonra Kafkasyada yapacağımız işlerle ilgili gerekli talimatları verdi…..

          Bir sabah yine  Savunma Bakanlığından çağrıldım. Ben içeriye dahil olurken yine o güler yüzü ile “Nağı bey, hazırmısınız?”-diye sordu.

Ben de : “Paşam, her an hazırım”- cevabını verdim. Paşa bana :

“Akşam saat 5-te Reşit Paşanın vapuru ile Göstenceye, oradan Bralyovaya, sonra da Romanyadaki  alayla birlikte Trabzona giderek  ordan da Batuma geçeceksiniz, bir ricanız , isteğiniz varmı?-diye sordu.

Ben de cevabında:

“bir an önce gitmem lazım. Kafkasyada çok işler yapmamız lazım. İnşallah Nuru bey zafer kazanacaktır.  Ben onun için her türlü fedakarlık edeceğim. Emin ola bilirsiniz”-dedim.

Ben bu konuşmanın üzerine yola çıktım. Enver Paşanın verdiği talimat üzere hareket etmeğe başladım.  Nihayet 4 aylık bir ayrılıktan sonra Genceye  vardım. Gence’de bana Nuru Paşanın Karabağa vardığını, bir gün sonra ise Gence’de olacağı haberini verdiler. Ben derhal ertesi gün Yevlah tren istasyonuna doğru hareket ettim. Yevlahta bir saat kadar bekledik. Gence’den oluşan heyet Nuru Paşayı Karabağ’da karşılamışlardı.

Kalabalık bir süvari birliği arasında Nuru Paşa Yevlah istasyonuna vardı. Halkımız Nuru Paşanı çok muhteşem törenle karşıladı.  Nuru Paşa beraberinde getirdiği subayları, çavuşları ve askeri Kolordu Başkomutanı  Miralay Nazım beyi  Bakü cephesine gönderdi. Nuru Paşanın komutanlığı emrinde Osmanlı Türkleri ile Azerbaycan Türkleri birleşerek Baküyü rus, ermeni, İngiliz birliklerinden temizlemek üzere harekete geçtiler. Düşman iki Türk kardeşin birleşmiş Mehmetçiklerine karşı koyamadılar. 1918 yılı Eylül ayının 15-de son saldırı sonucunda Bakü özgürlüğüne kavuştu. Azerbaycan Cumhuriyetinin geçici başkenti olan Gence bu görevi Bakü şehrine devretti.   Nuru Paşanın teşebbüsü ile ilk olarak önce askeri okul açıldı ve Azerbaycan ordusu için subaylar yetiştirmeğe başlandı.

Ben Nuru Paşanın talimatına esasen Batumdaki Vahib Paşanın emrinde olan Hüsamettin beyin Genceye gönderilmesini temin ettim.

Bakü düşmanlardan bütünlükle temizlendi.  Fakat, rus güçlerinin bir kısmı Lenkeran şehrini hala işgal altında tutuyorlardı. Nuru Paşa Lenkeran şehrini de düşmandan kurtarmanın yollarını arıyordu.

Beyaz Rusların elinde olan Hazar denizinin askeri gemileri de Bolşevik düşmanı olduğu halde ortak rus çıkarları için Lenkerandaki  Bolşevik birliklerine yardım ediyorlardı. Nuru Paşa Lenkeranda olan rus güçlerini yenilgiye uğratmak amacı ile Lenkeranın sınır komşusu olan İranda Türk ırkına mensup kahramanlıkları ile meşhur olan Şahsevenlerle bağlantı kurulmasını ve Rusların oradan çıkarılmasına yardımcı olmalarını istiyordu. (O zamanlar Şahsevenlerin bir kısmı Genceye taşınmıştı. Cumhuriyet iptal edildikten sonra onların bir kısmı Gencede kaldı. Şu anda Gencenin merkezi sokaklarından birisi Şahsevenler adını taşımaktadır.) O, bu görevi Hüsamettin bey ile bana verdi. Biz de görevimizi yerine getirmek için Salyana gittik. Oradan İrana geçmeye hazırlanırken kötü haber geldi. Türkiye yenilmiş ve anlaşma imzalanmıştır. Biz Baküye deyil Genceye döndük. Sonradan öğrendik ki, Türkiye Mondros anlaşmasını yerine getirmek zorunda kalarak İngilizlerin istanbulu işgal etmelerinden sonra buarad kurulmuş olan Tevfik Paşa hükümeti telgrafla türk ordusunun Azerbaycandan çekilmesini Nuru Paşaya emretmiştir. Azerbaycan devletinin ve halkının tek istinat yeri olan Osmanlı Devleti çökmüş, Azerbaycan halkı yalnız ve sahipsiz kalmıştır…

Dr. Aytan Ahmadova

      Kaynaklar

  1. Hasanov: “Azerbaycan Uluslar arası İlişkiler sisteminde(1918- 1920) “ Bakü, 1993.
  2. Keykurun “Nağı Şeyhzamanlının anıları” Bakü, 1997.
  3. Süleymanov “Nuru paşa ve silah arkadaşları” Bakü, 2014.
  4. Nerimanoğlu “Turan aşıkları” Bakü,  2011.
  5. Bayramoğlu “Kafkasyanın imdadına yetişen gönül nağmeleri” Bakü, 2002.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

Bilmate